Göbeklitepe’nin Arkeolojik Turizm Açısından Taşımış Olduğu Önem

Göbekli Tepe’nin En Karakteristik Öğelerinden Birisini Oluşturan “T” Şeklindeki Steller.
Göbekli Tepe’nin En Karakteristik Öğelerinden Birisini Oluşturan “T” Şeklindeki Steller.

Turistler tarihsel kaynakları çeşitli nedenlerle çekici bulurlar. Geçmiş medeniyetlerin kalıntıları ve o dönemde yaşayan insanların, makinelerin olmadığı devirlerde teknolojik düzey turistleri etkileyebilir.

Öyle ki, farklı geçmişleri olan, farklı kültürlerden gelen turistler sanat ve mimariye duydukları hayranlık yüzünden de tarihsel kalıntıları ziyaret ederler. Bazı turistler de tarihsel bina ya da yerin dış görünümünden çok tarihsel anlamının çekiciliğine kapılırlar. Özellikle arkeolojik alanlar bunlar arasındadır (Özgüç, 2015: 72).

Arkeolojik turizm potansiyelinin oluşmasında rol oynayan temel unsurlar, öncelikle tarihi, antik kalıntılar ve daha sonra ise doğal çevrenin çekicilikleridir.

Ülkemizde kültürel turizm uygulamalarında öne çıkan müze ve ören yerleri ziyaretçi sayıları yönüyle dünyaca ünlü tarihi ve kültürel kalıntılara sahip iller dikkati çekmekte, özellikle yabancı ziyaretçiler de belirgin bir farklılık yaşanmaktadır (Emekli, 2004: 16).

Şehirlerin veya kırsal alanların turizm alanında (çevresel, sosyal, kültürel ve ekonomik) gelişmeleri bu avantajın kullanılmasına bağlıdır. Bu bakımdan ülkemizde arkeoloji turizmi için potansiyel oluşturan ve ulusal-uluslararası turizm pazarında arkeolojik turizm alanında ön plana çıkması beklenen sahalardan birisi de Şanlıurfa ilindeki Göbeklitepe’dir.

Anadolu’nun farklı dinlere sahne olması tanrılar için en güzel tapınakların ve heykellerin yapılması ülkemizin kültürel turizmde özellikle inanç turizminde önemli bir konuma ulaşmasına neden olmuştur (Emekli, 2004: 15).

Anadolu’da inançla ilgili ilk belgeler mağara resimleri olarak görülmektedir. Yerleşik yaşama geçmeden önceki avcıtoplayıcı topluluklar, mağara duvarlarına avlarının iyi geçmesi için bir çeşit büyü içeren resimler çizmişlerdir. Bu avcı-toplayıcı topluluklara ait inançla ilgili yapılar topluluğundan birisi de Göbeklitepe’de (Şanlıurfa) bulunmaktadır. Burası son avcıtoplayıcı toplumun inşa ettiği bir kült (tapınma) merkezidir. Bu topluluk bir tepede gizli sembollerle inançlarının izlerini bırakmışlardır (Doğaner, 2013: 310).

Şanlıurfa şehri tarihi ticaret yollarının kesiştiği kavşak noktası konumunda bulunmasından dolayı birçok medeniyete ve dini inanca ev sahipliği yapmış, yerleşme tarihi içerisinde hemen her dönem stratejik bir öneme sahip olmuştur.

Neolitikten günümüze kadar varlığını korumuş olmasından dolayı (Akbıyık, 2014: 88) önemli bir arkeolojik mirasa sahiptir. Bu arkeolojik mirasın başında gelen Göbeklitepe, Şanlıurfa kentinin 15 km kuzeydoğusunda, Örencik mahallesinin yaklaşık 2 km doğusunda bulunmaktadır. Göbeklitepe, M.Ö. 10.000 yani günümüzden 12.000 yıl öncesine tarihlenen Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e ait Anadolu’nun en eski inanç merkezidir. Yaklaşık 80 dönümlük alana sahip olan ören yeri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 2005 yılında “1. Derece Arkeolojik Sit” alanı ilan edilmiştir.

Göbeklitepe’nin bulunduğu alan 1960’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi ile Chicago Üniversitesi tarafından ortak yürütülen yüzey araştırmalarında, aralarında çok miktarda çakmaktaşı, yonga ve taş aletten oluşan Neolitik Çağ buluntularına rastlanmıştır (Notroff vd, 2015: 54). Buna rağmen 1990’lı yılların ortalarına kadar değeri anlaşılmamıştır. 1994 yılında yeniden keşfedildiğinde neredeyse el değmemiş durumdaydı ve tarım arazisi olarak kullanılıyordu.

1995’ten sonra Şanlıurfa Müzesi’nin ve Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün çalışanları tarafından sürdürülen kazı çalışmaları ile Göbeklitepe’nin bilim tarihindeki yeri ortaya çıkarılmaya başlanmıştır (Yıldız ve Rızvanoğlu, 2014: 6-7).

Göbeklitepe’de şimdiye kadar 6 adet tapınak gün yüzüne çıkarılmıştır. İleri görüntüleme teknolojileri kullanılarak radarla yapılan taramalar neticesinde tamamen yığma toprak altında olan 20 çemberimsi yapının daha olduğu ortaya konulmuştur (Özcan, 2014: 339).

Dünyanın bilinen eski tapınağı olma unvanına sahip olan Göbeklitepe 3 ayrı katmandan oluşmaktadır. Birinci katman doldurma toprak ve taştan olurken, ikinci ve üçüncü katmanlar ise tapınak buluntularının yani “T” şeklindeki stellerin ve kayalar üzerine işlenmiş olan insan ve hayvan figürlerinin olduğu katıdır.

Prof. Klaus Schmidt
Prof. Klaus Schmidt

Neolitik dönem yerleşim yerlerinden farklı olarak bir ova veya akarsu kenarında değilde bölgeye hâkim yüksek bir konumda bulunması, Göbeklitepe’nin Dünya çapında tanınmasında rol oynayan ve uzun yıllar buradaki kazıları yürüten ünlü arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt’in yaptığı kazılar neticesinde herhangi bir yerleşim izine rastlanmaması ve anıtsal dini mimari öğelere rastlanması (whc.unesco.org/en/tentativelists/5612/, erişim tarihi: 20.04.2018) Göbeklitepe’nin dünyanın en eski tapınak merkezi olduğu düşüncelerini destekler niteliktedir. Son Buzul Çağı’nın ardından, Çanak Çömleksiz Neolitik olarak adlandırılan dönemde avcı toplayıcı gruplar tarafından inşaa edilen bu anıtsal yapılar, çanak çömleğin ortaya çıkışından bile daha erken tarihlidir.

Tepenin aslında bir dizi yuvarlak ve dikdörtgen muhafazaları vardır. Ancak bunlardan bugüne kadar sadece birkaçı kazılmıştır (Magli, 2016: 337).

Göbekli Tepe’nin En Karakteristik Öğelerinden Birisini Oluşturan “T” Şeklindeki Steller.
Göbeklitepe’nin En Karakteristik Öğelerinden Birisini Oluşturan “T” Şeklindeki Steller.

Göbeklitepe’nin en karakteristik öğesi “T” biçimli anıtsal dikilitaşlardır. Bu dikilitaşlar, ortalarında kendi başlarına ayakta duran bir çift dikili taş bulunan, yuvarlak ve oval biçimli çevreleri kapalı mekânlar oluşturmak üzere düzenlenmişlerdir. “T” ve ters “L” biçimli dikilitaşların insan anlamını taşımış olması olasıdır. Üzerlerine en çok hayvanların betimlenmiş olması ve hiç bir zaman insanların betimlenmemiş olması gerçeği, bu varsayımın altını çizmektedir.

Dikilitaşlar genellikle, cinsiyetlerinin olmadığının bir belirtisi olarak, biçim birliği içindedir. Ancak “T” biçimli monolitlerin ne tür bir varlığı kişileştirdiği açık değildir. Kazılarda çıkarılan stellerden bazılarının boyutlarının çok büyük olması insanların bu bölgede bir araya gelerek tapınağı inşaa ettiklerini ve burasını bir toplanma merkezi olarak kullandıklarını göstermektedir (Çakmak, 2013: 817).

Bunun yanı sıra kazılar soncunda çöl varanı, sürüngen kabartmaları, kurt kafaları, yaban domuzları, turna, leylek, tilki, yılan, akrep, yabani koyun, aslan, örümcek ve kafası olmayan insan kabartması gibi buluntular dikkat çekmektedir. Bu hayvan figürleri ile ilgili hakim olan görüşlerden birisi Neolitik Dönem insanlarının mağara duvarlarına çizdikleri av hayvanları betimlemesine benzediği yönündeyken, diğer bir görüşe göre ise hayvan figürlerinin tapınağı ziyaret eden farklı kabilelerin sembolü olduğu yönündedir başlanmıştır (Yıldız ve Rızvanoğlu, 2014: 6-7).

Göbekli Tepe’de Kazılar Sonucunda Ortaya Çıkan Kabartma Figürlerinden Bazıları
Göbeklitepe’de Kazılar Sonucunda Ortaya Çıkan Kabartma Figürlerinden Bazıları

UNESCO tarafından 2011’de (15.04.2011) geçici dünya miras listesine alınan Göbeklitepe (whc.unesco.org/en/tentativelists/5612, erişim tarihi: 20.04.2018), 24 Haziran-4 Temmuz 2018 tarihleri arasında Bahreyn’de yapılan 42. Dünya Mirası Komitesi toplantısında Dünya Mirası Listesine kaydedilmiştir (01.07.2018). Böylelikle ülkemizin UNESCO Miras listesinde ki 18.eseri olarak tescillenmiştir (whc.unesco.org/en/list/1572). Göbeklitepe şu özellikleri ile ön plana çıkmaktadır.

Göbeklitepe’de bulunan kutsal mekan ve sembolik motiflerin inşası, 12.000 yıl önce insan tarafından yaratılan ileri bir sosyal sistemin göstergeleridir. Büyük ölçekli heykel ve mimari anıtların oluşturulması için gerekli alt yapı, büyük gruplarda harekete geçme yeteneği, el sanatları ve bireylerin sanatsal becerileri, ritüel dürtü ve inançları, dönemin insanlarının belirli bir amaç için organize oldukları ve sosyal bir hayat yaşadıklarını göstermektedir. Tüm bu göstergeler, özellikle Göbeklitepe halkının yaşadığı zaman dilimi dikkate alındığında, kültürel tarihte çok önemli adımlar olarak gözükmektedir. Bu nedenle Göbeklitepe’nin kültleri insan yaratıcılığının başyapıtını temsil etmektedir.

Yukarı Mezopotamya Bölgesi, avcı-toplayıcı yaşam tarzından (M.Ö. 10 ve 9 binyıl civarında) tarımsal sisteme geçişin sağlandığı ilk yer olma özelliğindedir. Göbeklitepe, bu kültürel ilerlemenin gerçekleştiği bölgenin merkezinde yer almaktadır. Göbeklitepe’de sözü edilen kültürel geçişi yapan insanlar, bu arada ilk inşa edilen tapınaklarını gerçekleştirmişlerdir. Bu tapınakların mimarları ve inşaat ustaları dünya tarihini aynı toplulukta yetiştirdiler. Ayrıca Göbeklitepe’de gelişmiş heykel ve düşük kabartma sanat örnekleriyle zengin bir sembolik repertuar oluşturulmuştur. Bu semboller sadece süsleme için değil, bir hikâyeyi, bir anlam veya bir mesajı taşıyan motifler değildir.

Göbeklitepe’de bulunan bu semboller, benzer içerikli fakat daha küçük ölçeklerde yer alan yerleşim yerlerinde de ortaya çıkmıştır. Kuzey Irak ve Suriye’de yapılan arkeolojik kazılardan sonra ulaşılan karşılaştırma olasılığı, Göbeklitepe’nin Neolitik Dönem’de merkezi, kültürel etkileşimi ve insani değerlerin değişimini oluşturduğunu göstermektedir.

Anıtsal mimari yapılar, büyük ölçekli heykeller, kabartma tekniğinde zengin içerikli motiflerin sembolik dili ile ortaya çıkarılan Neolitik Dönem kültürü M.Ö. 8000’lerde sona ermiştir. Bu tarihten sonra Göbeklitepe insanlar tarafından terkedilmiş ve benzer ya da farklı amaçlar için kullanılmamıştır. Böylece, Göbeklitepe avcı-toplayıcı yaşam tarzı ve onun sosyal sistemi tarafından yaratılan ve sadece bu dönem için kullanılan eşsiz bir tapınak merkezidir.

Göbeklitepe insan eliyle inşa edilen en eski kutsal yapıları barındırmaktadır. Daha önceki zamanlarda insanlar kendileri için ritüel yerler kullandılar, ancak bunu yaparken mağaralar gibi doğal sığınaklardan yararlandılar. Buna karşılık Göbeklitepe’nin kutsal alanları insan gücü tarafından inşa edildi. Sütunlar insanoğlunun tarihinde anıtsal bir şekilde tasvir edilen, muhtemelen efsanevi ataların, hatta ilk Tanrıların antropomorfik varlıkları olup, bu özellikleri bu yapıları benzersiz kılmaktadır.

Göbeklitepe insanların en eski karmaşık sistemlerinden biri olup, antik çağda, beklenmedik bir biçimde, inanç ve kutsallık içgüdüleriyle anıtsal yapılar inşa ettiklerini kanıtlamaktadır. Göbeklitepe insanları, seramik veya metal ekipmanlarını bilmeyen, tahıl ekimini başlatan, evcil hayvanlara ve gıda üretimi de dahil olmak üzere yerleşik yaşam tarzına başlayan bir topluluğun parçasıydı. Buna rağmen büyük ölçekli heykel anıtları, tapınak yapıları ve kabartma motifleri yaratıcıları olma özelliğini taşırlar.

Bu özellikleri ile UNESCO miras listesinde yer alan Göbeklitepe’de, markalaşma ve altyapı çalışmalarının tamamlanması ile büyük bir turizm potansiyeli harekete geçirilmiş olacaktır. Özellikle kültür ve arkeoturizm açısından dünyada benzersiz olması ile ulusal ve uluslararası turizm pazarında ilerleyen yıllarda önemli bir gelişme kaydedecektir. Herhangi biryerin turizm ürünü olması ve turist çekebilme potansiyeli arz ile ilgilidir (Kozak vd., 2015: 70-74).

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*